25 Şubat 2011 Cuma

ve ispanya


Her zamanki gibi çok önceden yapmam gereken işleri en sona bırakmıştım. Uçak bileti de bu konulardan biriydi. Gidişe bir hafta kala, spanair'in sitesinden 180 euroya aldım bileti. İlk önce ebookers.com'dan almayı denedim ama limit yetmediği için alamadım. Aradığımda sitede gözüken fiyatın çok üzerinde para çekim denemesi olduğunu söylediler, 4 kere aynı işlemi denediğim için toplam 10 euro boşuna çekim yapıldı. Dolayısıyla doğrudan şirketin sitesinden almak daha mantıklıydı.

Biletimi aldıktan sonra birkaç gün İzmit'te kaldım ve ardından İstanbul'a gittim. Her gün hemen hemen 3-4 arkadaşımı gördüm ki bir çoğuyla görüşmeyeli uzun zaman olmuştu.

-12 Şubat'ta Özlem, Merve ve Can'la görüştük Ömür'de. Özlemi görmeyeli çoook uzun zaman olmuştu. Cansa Yunanistan erasmustan yeni gelmişti. O gün Oytun'la buluşup Can'ın evinde kaldık.
-Ayın 13'ünde Erdi, Ömerhan,Kaan ile buluştum.
-14'ünde Taksim'de Burcu ile buluşup Tavanarası'nda yemek yedik. Çok lezzetliydi.
-Nihayet ayın 15'inde yine Ömür'de Can, Hakan ve Kutay'la buluşup kahve içtik.

16sında işte o gün gelmişti. Barcelona üzerinden Sevilla'ya uçağımız vardı. İlk uçuş THY, ikincisi Spanair ile oldu ki arada bariz bir kalite düşüşü vardı.

VE İSPANYA..

Sevilla'daydık. Benim ve diğer arkadaşımın bavulları kaybolmuştu. Diğer arkadaşımın ise bavulu ulaşmıştı. Elbette ki problem etmedik bunu, nihayetinde biz ulaşmıştık ya. Havaalanı dışına çıkar çıkmaz İspanyolların sıcak davranışlarıyla karşılaştık. Şehir merkezine nasıl gidebiliriz diye sorduğum kız, arabasını bırakıp bizimle gelerek yolu göstermişti. Bu davranışla daha sonra çok karşılaşacaktık.


Merkeze gittik diye bizim diğer fakültenin olduğu bölgeye geldik ki merkezle arada 10 dakikalık yürüyüş mesafesindeydi. Ama tabii biz bunu bilmiyorduk. Bir iki saat boşuna ama merakla dolandıktan sonra Burger King'i 300 metreden görüp Kingo Kingi Americano diyerek aç karnımızı doyurduk((: Yemek konusundaki denemelerimizi daha sonraki günlere saklamayı daha güvenli gördük tabii. Fakültenin karşısında El Turco döner kebapçı vardı. Gidip orada çalışan kadına İngilizce Türkçe biliyor musun dedim, yok dedi. İngilizce biliyor musun dedim, anlamadı. Sonra İspanyolca sordum, No, dedi. Tamam artık ingilizce konusunda şansımızı çok fazla zorlamamaya kani olmuştuk(:

Ammavelakin işte, ters istikamete giden otobüse bindiğimizde otobüsteki kadının, otobüs şöförünün ve diğer yolcuların yardımlarıyla merkeze ulaşmıştık çok vakit sonra((: Tabii merkezde otele ulaşmamız ise Polonyalı erasmus öğrencisine sokak arasında rastlamamızla mümkün olmuştu. İlk baştan itibaren şehrin mimari yapısı çok hoşuma gitti. Otel pension Catedral'e vardığımızda oteldeki jesuslar ve ruhani hava bana St. Antuan'ı hatırlatmıştı. Sonra ise normal bir hostel işte diye düşündüm.

O gece yağmur yağarken şehri turlamaya çıktık. Gerçekten her şey çok etkileyiciydi. İstiklal caddesine çok benzeyen San Fernando'da Portakal ağaçları vardı. Şehrin bütün sokaklarında Portakal ağaçları vardı. Katedraller, plazalar, parklar hele ki o eski Sevilla'nın dar sokakları büyüleyiciydi.

Ayın 18inde erasmus ofisine gidip kayıt olduk. İlk başlarda şehri dolaştık. Clara ile buluştuk. Evlere baktık. Bölümlere gidip hocalarla konuşmaya çalıştık. Muko ile markette karşılaşıp Muko diye bağırdım((: Daha önce birbirimizi görmemiştik tabii. Teker teker her gün naptık hatırlamıyorum ama ayın 23'ünde eve çıktı. Odamın camı cadde bakıyor ve hemen önümde portakal ağacı var. Bu yüzden camdan bakmayı çok seviyorum.

Clara ile buluştuğumuz gün bize şehri gezdirdi, cruzcampo içtik beraber. Tadını çok sevdim. Los Turcos hakkında önyargısı olduğunu sezmiştim o gün. Dolaşırken Yunan, Fransız ve Arnavut erasmus öğrencileriyle karşılaştık ve Türkiye deyince hep bir ağızdan oooo deyip sevindiler ki bunun Clara'yı şaşırttığını hatırlıyorum. Bizi bir çok arkadaşıyla tanıştırdı, Faslı, İspanyol, İngiliz, Hollandalı..

Dün de Fiestas Primavera'ya gittik hep birlikte. Sevilla üniversitesinin açık alanda tanışma partisi gibi bir şeydi. Hemen hemen bütün öğrenciler oraya içkilerini alıp gelmişti. Çok keyifliydi. Bol bol fotograf çektim, fotograf makinesini görenler foto çekilmek istedi. Sürekli bir iletişim vardı yani. Tinto denilen şarap benzeri bir içki alıp gittik ve oldukça ucuz ve güzeldi ki bunu hala garip buluyorum.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim, İspanyol kızları hakikaten çok güzel. Bunu hiç beklemiyordum açıkcası. Hepsini "zalım" ilan ediyorum(:

Bugün Avusturyalı iki arkadaşımız geldi, iki gün bizde kalacaklar. Sanırım akşam dışarı çıkıp şehri gezdiririz, tam olarak bilemiyorum şimdi.

Tarih fakültesinden bahsedeyim biraz da. Rectorado'nun olduğu binada tarih fakültesi ve bütün o binalar eskiden sigara fabrikasıymış. Bina çok eski, görkemli. Tarih fakültesi o tarihi binalardan birinde. Kordinatörü bulmaya çalışırken Eduardo Ferrer adlı arkeoloji hocasıyla karşılaştık. Türkiye'ye daha önceden gittiğini ve çok sevdiğini söyledi. Peki dedim, çünkü tanıştığım bir çok kişi İstanbul'a, Efes'e vs. gittiğini söylüyor, en fazla sevdiniz mi diye soruyorum. Neyse, hoca gerçekten çok arkadaş canlısı olarak davrandı bize ve neredeyse 45 dakika bir fakülteden diğer fakülteye bizimle geldi, yardımcı olmak için. Oldu da, onun sayesinde des dökümanlarını alıp nereyle iletişim kuracağımızı öğrendik. Ne zaman isterseniz gelin yanıma dedi ki, ileride yanına gitmeyi düşünüyorum hal hatır sormak için.

Ev sahibimiz de arkeolog, iki ay önce Türkiye'den gelmiş. Hattuşaş'a gittim dedi. Neyse ki ingilizce biliyor ve anlaşabiliyoruz.

Fiestanın olduğu gün benden fotograf çekmemi isteyenlere, el turco deyince , Türkiye Türkiye diye bagırmaya basladılar. e bu normaldi zira fotograflarını çekip yolluyorum agbi. Küçük diplomat edasında olumlu davranışlarda El Turco'luğu vurguluyorum.(((: Olumsuz davranışlarda da arkadaşlarıma tembihliyorum El Greko deyin diye(((: İşin şakası bu tabii, Yunanlara da ayrı bir ilgim vardır, güzellerdir yani. O gün alandan ayrılırken akşam, tanıştığım İspanyol kızın tepkisi de Türkiye, Türkiye diye bağırmak oldu yüzlerce insanın içinde ama bu kafasının güzel olmasından kaynaklanıyor olsa gerekti.

Şimdilik anlatacaklarım bunlar. İleride fotografları da paylaşırım bir aksilik olmazsa. Diyeceğim şu ki, gelin, bir fırsatını bulun ve İspanya'ya gezin. Çok keyif alacaksınız. Adios.


0 yorum:

Yorum Gönder