erasmus öğrencisinin sevilla günlüğü
19 Haziran 2011 Pazar
19 Mayıs 2011 Perşembe
barcelona uçağını kaçırmak..
bianca'yla konuşuyoruz, mesaj atmış ayın 26'sında gidiyorum, buluşmamız lazım diye.
ne yazık ki ayın 19'unda Barcelona'ya gitmem lazım, 24'ünde geri geleceğim. sadece iki günümüz var, bu çok kötü; daha tartışılacak bir sürü konu orada bir yerde duruyor. gitmeden önce mutlaka görüşmek umuduyla.
-ne kadar kötü bir haber! çok az buluştuk, üzgünüm bundan dolayı. barcelona'yı kesinlikle seveceksin, eğer daha önce görmediysen. geldiğinde muhakkak ara.
ve son mesajlar:
i missed the flight:/
-whaaaat?!?!?!
-yesterday we were drunk a little bit, we supposed to wake up at 6 am. we couldnt.
gözüktüğü kadar kötü mü oldu barcelona uçağını kaçırmak, yoksa iyi mi oldu bilemiyorum.
16 Mayıs 2011 Pazartesi
paris sancısı..
yazacak yine çok şey var. 2-3 günlüğüne Fas'a gittim, bi günlüğüne Portekiz'de bir adaya gittim ama en önemlisi Paris'te, Paris'in sokaklarında, mekanlarında, meydanlarında 8 gün geçirdim. çok güzel insanlarla tanıştım. bu arada hemen hemen bütün paramı da bitirdim ama bundan dolayı üzgün değilim. her ana değdi. 10 dk önce tütünümü aldım ve cebimde 3 eurom kaldı. mutluyum.. makarnam, tütünüm ve kolam bana yetiyor o insanları tanıdıktan sonra. biraz kafamı toparlayayım, yazacağım elbet bir aksilik olmazsa.
kalın sağlıcakla..
16 Mart 2011 Çarşamba
Donde es abril?
dün bianca'yla buluştum 10 gibi. bilmediğim bir mekana götürdü, dünyanın bir çok yerinden bira markaları satılıyordu. cruzcampo'ya göre pahalıydılar ama menüde 12 sayfa bira listesi olunca ister istemez bunu normal karşılıyorsun. ilk önce bianca'nın tercihi kırmızı belçika bira içtim, sonra da hayatımda ilk defa küba birası içtim. Hangisi daha güzeldi derseniz, bilmiyorum ama belçika birası yüksek alkollü olduğundan olsa gerek, etkisini çok saklamadan gösterdi.
neredeyse 3 saat yan apartmanın girişindeki mermere oturup sohbet ettik ve ikimizin de lisede bazı dönemlerde hemen hemen aynı şeyleri yapıp, aynı şeyleri hissetmemizi küreselleşmenin iyi tarafına yorumlamaktan başka bir açıklama gelmedi o an. velhasıl kelam keyifliydi. italya'ya dair bir şeyler öğrenmek keyifliydi. abd'ye ait gözlemlerimizin aynı olduğunu görmek keyifliydi. bi de erasmus'u orgasmus olarak değil de, farklı kültürlerden insanlar tanımanın fırsatı olarak gören birisiyle tanışmak daha da bir keyifliydi.
daha sonra koşa koşa eve geldim. iki tane abd'li misafirimiz vardı ve onlara yetişmem gerekiyordu. evde işimi hallettikten sonra koşa koşa abril'e gittim. giderken yolda bir çocuğa ispanyolca, gayet net bir şekilde abril nerede diye sordum ve karşılığı "fransızca bilmiyorum." oldu. o zaman ingilizce biliyorsun dedim ve nerede olduğunu öğrendim mekanın. hadi çocuk büyük ihtimalle erasmus veya turistti ama yine dün işletme sınıfında tanıştığım sandra'nın "fransızsın di mi?" diye sormasını nasıl yorumlamalı bilmiyorum. soruyu sorduktan sonra sadece baktım bi 20 saniye, hani belki başka tahmin yapar diye. herhangi bir kelime gelmeyince "soy turco"yu yapıştırdım. fransızlara veya başka bir millete karşı önyargılarım yok ama.. eğer sadece bir harfi zaman zaman söyleyemiyorum diye benzetiliyorsam, çok da mantıklı bir durum değil. çünkü tanıdığım fransızlar ingilizce konuşurken bile kelimenin yarısını yutuyorlar. sofie, big diyeceğine "bi" demişti de 3-4 kere tekrar ettirmiştim, hatırlarım. tamam güzelsin de "bi" ne ulan?
3 Mart 2011 Perşembe
daha önceden hiç yapcağımı düşünmediğim bir şeyi yaptım. partiye gittik. (bu değil tabii.) partiye girmeden önde türklerle karşılaştık. mukonun kafası uçuş aşamasında olduğu için "hadi be" diyen kıza bakıp "hadi beee" dedi.((: kız şaşırdı tabii, kendisini taklit edeni yabancı sandı. sonra hemen orada 3 türkle daha karşılaştık. artık toplam 9 türktük. daha sonra bi türk arkadaşımız daha gelecekti.
neyse hızlı bira içme yarışması vardı. tanıştığımız türklerden biri hadi katılalım dedi. ben o ana kadar içmemiştim ve içmeme kararındaydım yine. yarışma fikri doğunca, tamam dedim. tamam ulan çıkalım içelim en fazla bedava bira içmiş oluruz diye düşündüm. (bi de herkes bizi mi izleyecek, rezi olma ihtimalimiz mi var, canları cehenneme dedim.)
biraz takıldıktan sonra yarışma vakti geldi. karşımızda bi tanesi alman olan toplam 4 kişilik ekip vardı. alman olan bize yenicez, edicez diyen hareketler yapıyordu, ben de kafasını okşadım. sonra yarışmada yendik. bir sonraki tura çıktık. bu arada herkes bağırıyor tabii, tüm klüp izliyor. sonraki yarışmada yine önde götürürken en sondaki arkadışım önde olmamıza rağmen birayı içerken yarısını dökmeyi tercih edince elenmiş olduk. ben kurallara göre elenmemize rağmen gönüllerin şampiyonu modunda Tupac hareketlerimi yapmadan edemedim tabii. sahneden indikten sonra 2 ispanyol kız fotograf çekilmek istedi. normalde pek sevmem ama kıramadım. ((: hatun güzeldi, diğer ispanyollar gibi, Allahı var. amaaaaaa iletişim bilgilerini almadım. nedeeeeeeen? çünkü malım. bunları yazıyorum ki siz böyle olmayın diye.
partide bir çok arkadaşımızı gördük. evlerine çıkmak istediğim andrew ve alice'le muhabbet ettik. onların eve çıksaydık tam istediğim gibi "ispanyol pansiyonu" modunda olcaktı ev, eminim. ama diğer yandan bu evin daha iyi bir tercih olduğuna da eminim. yok hakkaten eminim. hem ev bize ait, hem de arkadaşlarımız gelip kalabiliyor. geçenlerde bahsettiğim avusturyalı arkadaşlar diğer türlü kalamayacaktı mesela.
evet şu ana dek sadece ispanyolca dersine girdik. diğer derslere gir-e-medik. sınavlarda elimize vermeleri ihtimal dahilinde. ama viva erasmus diyorum. ispanyolcayı tam olarak sökeyim, o bana yeter diyorum.
4 saat sonra uyanmam gerek, ben memlekette 60 lira olan buradaysa 9 euro olan viskimi yudumluyorum. içmek hoşuma gidiyor mu, hayır gitmiyor. ama parti zamanları içmeden de olmuyor. bi kere içtikten sonra da devamı gelmezse olmuyor. sigaranın da bokunu çıkarmış durumdayım. havalimanından aldığım bi karton lucky strike bitmek üzere. daha sonra ya sigarayı bırakacağım ya da tütünden devam edeceğim.
geçen haftasonu laura bana sormuştu "dindar mısın?. elimde içki vardı. evet neyin ne olduğunu bilen bir dindarım ama işte gördüğün gibi zayıfım. şükrediyorum, bunu ihmal etmiyorum. duanın gücüne inanıyorum. biliyorum anlaman zor, karşında sosyalist olduğunu söyleyip memleket meselelerinde vatansever duygularla hislenen biri duruyor, elinde içki ama dindar olduğunu iddia ediyor. karışıklık ne zaman kötü oldu ki? sadece gitmem gereken hedeften eminim. bazı şeyleri yenince her şey daha berrak olacak, bunu biliyorum. ama belki de en kötüsü bu, bazı şeyleri bilip(inanmak demiyorum çünkü biliyorum) yine de ona aykırı etmek. neyse bu konuyu kapatayım.
öte yandan bugün daha dogrusu dün gece muko çok kötü bir durumdaydı. 3-4 gün önce sevgilisinden ayrılmış, melankoliye boğulmuştu. ama önceki gün mekanda kızla dans edip elini beline doluyordu. kız "he" deseydi pompiş pompiş takılacaktı. bunu çok garip buluyorum. bilmiyorum, belki ben de öyleyim. gerçi ben daha bi uslanmazım. "ya şu kız benden hoşlansa ne güzel olur" dediğim kızlar benden hoşlanınca yan çizdim şu son 4-5 aylık sürede hep. evet, garibim. var mı? ama biliyorum herkes kendi hayatını yaşıyor. benim düşündüklerim keyfine bakıyor. neyse uzatmayayım, fiesta diyorum, bileğime damgaladıkları gibi festivo diyorum, erasmus diyorum. gerisinin koy götüne rahman gitsin. böyle deyince korhanı özledim. izmitte olsaydık şimdi çorbacıya giderdik bu kafayla.
adios.
26 Şubat 2011 Cumartesi
tres hermanos

P.S: burada atladığım iki şey var; birincisi fotograf normalden küçük gözüktüğü için en ufağının dilini ağzının kenarında tutması gözükmüyor tam olarak ki bu, şirinliğine şirinlik katıyor. ikincisi de annenin en ufağa olan o bakışı.bu fotografı gerçekten çok sevdim. Ben mi abartıyorum bilmiyorum ama tüm bunlar çok şey anlatıyor.
25 Şubat 2011 Cuma
ve ispanya
Her zamanki gibi çok önceden yapmam gereken işleri en sona bırakmıştım. Uçak bileti de bu konulardan biriydi. Gidişe bir hafta kala, spanair'in sitesinden 180 euroya aldım bileti. İlk önce ebookers.com'dan almayı denedim ama limit yetmediği için alamadım. Aradığımda sitede gözüken fiyatın çok üzerinde para çekim denemesi olduğunu söylediler, 4 kere aynı işlemi denediğim için toplam 10 euro boşuna çekim yapıldı. Dolayısıyla doğrudan şirketin sitesinden almak daha mantıklıydı.
Biletimi aldıktan sonra birkaç gün İzmit'te kaldım ve ardından İstanbul'a gittim. Her gün hemen hemen 3-4 arkadaşımı gördüm ki bir çoğuyla görüşmeyeli uzun zaman olmuştu.
-12 Şubat'ta Özlem, Merve ve Can'la görüştük Ömür'de. Özlemi görmeyeli çoook uzun zaman olmuştu. Cansa Yunanistan erasmustan yeni gelmişti. O gün Oytun'la buluşup Can'ın evinde kaldık.
-Ayın 13'ünde Erdi, Ömerhan,Kaan ile buluştum.
-14'ünde Taksim'de Burcu ile buluşup Tavanarası'nda yemek yedik. Çok lezzetliydi.
-Nihayet ayın 15'inde yine Ömür'de Can, Hakan ve Kutay'la buluşup kahve içtik.
16sında işte o gün gelmişti. Barcelona üzerinden Sevilla'ya uçağımız vardı. İlk uçuş THY, ikincisi Spanair ile oldu ki arada bariz bir kalite düşüşü vardı.
VE İSPANYA..
Sevilla'daydık. Benim ve diğer arkadaşımın bavulları kaybolmuştu. Diğer arkadaşımın ise bavulu ulaşmıştı. Elbette ki problem etmedik bunu, nihayetinde biz ulaşmıştık ya. Havaalanı dışına çıkar çıkmaz İspanyolların sıcak davranışlarıyla karşılaştık. Şehir merkezine nasıl gidebiliriz diye sorduğum kız, arabasını bırakıp bizimle gelerek yolu göstermişti. Bu davranışla daha sonra çok karşılaşacaktık.
Merkeze gittik diye bizim diğer fakültenin olduğu bölgeye geldik ki merkezle arada 10 dakikalık yürüyüş mesafesindeydi. Ama tabii biz bunu bilmiyorduk. Bir iki saat boşuna ama merakla dolandıktan sonra Burger King'i 300 metreden görüp Kingo Kingi Americano diyerek aç karnımızı doyurduk((: Yemek konusundaki denemelerimizi daha sonraki günlere saklamayı daha güvenli gördük tabii. Fakültenin karşısında El Turco döner kebapçı vardı. Gidip orada çalışan kadına İngilizce Türkçe biliyor musun dedim, yok dedi. İngilizce biliyor musun dedim, anlamadı. Sonra İspanyolca sordum, No, dedi. Tamam artık ingilizce konusunda şansımızı çok fazla zorlamamaya kani olmuştuk(:
Ammavelakin işte, ters istikamete giden otobüse bindiğimizde otobüsteki kadının, otobüs şöförünün ve diğer yolcuların yardımlarıyla merkeze ulaşmıştık çok vakit sonra((: Tabii merkezde otele ulaşmamız ise Polonyalı erasmus öğrencisine sokak arasında rastlamamızla mümkün olmuştu. İlk baştan itibaren şehrin mimari yapısı çok hoşuma gitti. Otel pension Catedral'e vardığımızda oteldeki jesuslar ve ruhani hava bana St. Antuan'ı hatırlatmıştı. Sonra ise normal bir hostel işte diye düşündüm.
O gece yağmur yağarken şehri turlamaya çıktık. Gerçekten her şey çok etkileyiciydi. İstiklal caddesine çok benzeyen San Fernando'da Portakal ağaçları vardı. Şehrin bütün sokaklarında Portakal ağaçları vardı. Katedraller, plazalar, parklar hele ki o eski Sevilla'nın dar sokakları büyüleyiciydi.
Ayın 18inde erasmus ofisine gidip kayıt olduk. İlk başlarda şehri dolaştık. Clara ile buluştuk. Evlere baktık. Bölümlere gidip hocalarla konuşmaya çalıştık. Muko ile markette karşılaşıp Muko diye bağırdım((: Daha önce birbirimizi görmemiştik tabii. Teker teker her gün naptık hatırlamıyorum ama ayın 23'ünde eve çıktı. Odamın camı cadde bakıyor ve hemen önümde portakal ağacı var. Bu yüzden camdan bakmayı çok seviyorum.
Clara ile buluştuğumuz gün bize şehri gezdirdi, cruzcampo içtik beraber. Tadını çok sevdim. Los Turcos hakkında önyargısı olduğunu sezmiştim o gün. Dolaşırken Yunan, Fransız ve Arnavut erasmus öğrencileriyle karşılaştık ve Türkiye deyince hep bir ağızdan oooo deyip sevindiler ki bunun Clara'yı şaşırttığını hatırlıyorum. Bizi bir çok arkadaşıyla tanıştırdı, Faslı, İspanyol, İngiliz, Hollandalı..
Dün de Fiestas Primavera'ya gittik hep birlikte. Sevilla üniversitesinin açık alanda tanışma partisi gibi bir şeydi. Hemen hemen bütün öğrenciler oraya içkilerini alıp gelmişti. Çok keyifliydi. Bol bol fotograf çektim, fotograf makinesini görenler foto çekilmek istedi. Sürekli bir iletişim vardı yani. Tinto denilen şarap benzeri bir içki alıp gittik ve oldukça ucuz ve güzeldi ki bunu hala garip buluyorum.
Bu arada söylemeden edemeyeceğim, İspanyol kızları hakikaten çok güzel. Bunu hiç beklemiyordum açıkcası. Hepsini "zalım" ilan ediyorum(:
Bugün Avusturyalı iki arkadaşımız geldi, iki gün bizde kalacaklar. Sanırım akşam dışarı çıkıp şehri gezdiririz, tam olarak bilemiyorum şimdi.
Tarih fakültesinden bahsedeyim biraz da. Rectorado'nun olduğu binada tarih fakültesi ve bütün o binalar eskiden sigara fabrikasıymış. Bina çok eski, görkemli. Tarih fakültesi o tarihi binalardan birinde. Kordinatörü bulmaya çalışırken Eduardo Ferrer adlı arkeoloji hocasıyla karşılaştık. Türkiye'ye daha önceden gittiğini ve çok sevdiğini söyledi. Peki dedim, çünkü tanıştığım bir çok kişi İstanbul'a, Efes'e vs. gittiğini söylüyor, en fazla sevdiniz mi diye soruyorum. Neyse, hoca gerçekten çok arkadaş canlısı olarak davrandı bize ve neredeyse 45 dakika bir fakülteden diğer fakülteye bizimle geldi, yardımcı olmak için. Oldu da, onun sayesinde des dökümanlarını alıp nereyle iletişim kuracağımızı öğrendik. Ne zaman isterseniz gelin yanıma dedi ki, ileride yanına gitmeyi düşünüyorum hal hatır sormak için.
Ev sahibimiz de arkeolog, iki ay önce Türkiye'den gelmiş. Hattuşaş'a gittim dedi. Neyse ki ingilizce biliyor ve anlaşabiliyoruz.
Fiestanın olduğu gün benden fotograf çekmemi isteyenlere, el turco deyince , Türkiye Türkiye diye bagırmaya basladılar. e bu normaldi zira fotograflarını çekip yolluyorum agbi. Küçük diplomat edasında olumlu davranışlarda El Turco'luğu vurguluyorum.(((: Olumsuz davranışlarda da arkadaşlarıma tembihliyorum El Greko deyin diye(((: İşin şakası bu tabii, Yunanlara da ayrı bir ilgim vardır, güzellerdir yani. O gün alandan ayrılırken akşam, tanıştığım İspanyol kızın tepkisi de Türkiye, Türkiye diye bağırmak oldu yüzlerce insanın içinde ama bu kafasının güzel olmasından kaynaklanıyor olsa gerekti.
Şimdilik anlatacaklarım bunlar. İleride fotografları da paylaşırım bir aksilik olmazsa. Diyeceğim şu ki, gelin, bir fırsatını bulun ve İspanya'ya gezin. Çok keyif alacaksınız. Adios.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)